Brighton - Pier
30 yaşında, evli biri olarak, biricik Lewosundan, ailesinden ve arkadaşlarından ayrı, 8 hafta İngiltere macerası ilk başta insanın kulağına zor geliyor. Açıkçası çok da kolay olmadı ama kendim için bir şeyler yapıyor olmak, bunun yanında farklı kültürler ve insanlar tanımak ve hiç gitmediğim şehirleri keşfetme fikri, eylemimi daha kolay kıldı diyebilirim. 2004 yılında da 8 hafta dünyanın öbür ucu olan Kanada’nın Vancouver şehrine gitmiştim. Hatta bu yolculuk hayatımda ilk kez uçağa binmeme sebep olmuş (toplamda 12-14 saatlik bir uçak yolculuğu) bir macera olduğu için İngiltere daha "çerez" olacaktı. Katlanır tek tarafı Skype ve Whatsapp aramaları ile farklı şehirleri gezmek olacaktı.
8 haftalık maceramda hafta sonları gittiğim tüm şehirleri elimden geldiği kadar detaylı anlatıp, sizlere Britanya hakkında ufak tüyolar vermeye çalışacağım. Britanya gibi büyük ve kozmopolit bir ülkede üstelik de medeniyetin göbeğinde, “Nerede kalınır?” “Ne Yenir?” "Hangi İngiliz Hattı Almalı?” gibi hayati sorulara yaşadığım tecrübelerle cevap vermeye çalışacağım.

4 Mayıs'ta Brighton maceram başladı. Mayıs’a aldanıp, yaz tatiline gittiğimi düşünmeyin. Mayıs ayında İngiltere’deki ortalama sıcaklık 10 derece. Bu yüzden biraz fazla ince kıyafetlerle hafif bir bavulla gittim diyebilirim.

Brighton’a gitmenin en kolay yolu Gatwick havalimanını kullanmak, çünkü Gatwick, Brighton'a en yakın havaalanı. Eğer Londra'ya gidecek olsaydım Heathrow, Luton ve Stansted havaalanlarından Heathrow'u, lokasyonu sebebiyle seçerdim.
İngiltere Avrupa Birliği ülkesi olmasına rağmen Schengen vizesi geçmeyen bir ülkedir. Ülkeye giriş yapabilmek için İngiltere vizesi almak gerekiyor. Schengen'e göre biraz daha meşakkatli ve daha uzun süren bir süreci var. Ücreti de Schengen vizesine göre daha pahalı. Vize ücreti, alacağınız ay/yıla göre değişiyor. Gitmeyi planladığınız tarihten 1 ay öncesinde başvuru yapmanızı tavsiye ederim. Başvurular randevu usulü ile alınıyor. Özellikle Konsolosluk sayfasından bilgi alabilirsiniz. 
Para birimi, bizim cebimizi yakan Pound'tur. Gitmeye karar verdiğimde 3,8 TL civarındayken, orada olduğum sürede 4,2 TL'yi gördüm :(

Sabiha Gökçen'den yaklaşık 4 saatlik uçuş sonrası Gatwick havalimanına indim. Havalimanında polis kontrolünde inanılmaz bir sıra vardı. Gatwick havalimanı kalabalık bir havalimanı. 45 dakika polis kontrolünde bekleyip, düzinelerce ahiret sorusuna cevap verdikten sonra İngiltere’de olduğumu farkettim.

Gatwick havalimanından Brighton’a nasıl gidilir?

Gatwick havaalanından Brighton'a gitmenin 2 yolu var; Nation Express adındaki otobüsler ve tren. Eğer İngiltere’deyseniz şehirler arası otobüslere bus yerine “coach” dendiğini sıkça duyacaksınız. Ben daha hızlı olduğu için treni tercih ettim. Çok fazla ya da ağır valiziniz varsa Nation Express daha rahat olabilir, çünkü trende valizleri zapt etmek pek kolay değil. Havalimanı çıkışındaki kiosklardan nakit ya da kredi kartıyla çok kolay bir şekilde biletinizi alabilirsiniz. Sorun yaşarsanız hemen heyecanlanmayın başındaki görevli de destek oluyor. Gatwick havaalanından birçok yere tren olduğu için gideceğiniz yerin adına ve kalkış peronuna dikkatlice bakmanızı öneririm. 

Trene bindikten 30 dakika sonra Brighton Station'da indim. Tabi ki gri ve puslu bir hava karşıladı beni. "Bu herkesin bahsettiği İngiliz havası olsa gerek" diye içimden geçirerek bir taksiye bindim (şehri hiç bilmediğim ve gitmeden önce haritaya baktığım için mesafenin kısa olduğunu biliyordum. Ama gene de umarım az yazar diyerek gözüm hep taksimetredeydi:)). İnanılmaz şeker Brighton'lı bir taksici güzel sohbeti eşliğinde kalacağım eve beni 10 dakikada getirdi. Kapıyı çaldığımda içimde merak, heyecan, bilinmezlik belirirken 8 haftalık ailem kapıyı açtı ve beni sıcak bir karşılamayla eve davet ettiler. 1 saat şehirle ve benle ilgili konuştuktan sonra odama çıktım; ufak ama sıcak bir çatı katı... Hem de evin yemyeşil bahçesine bakıyordu. 












Gelmeden önce eve ve civarına “Google Map”ten bakmıştım, çok yakında büyük bir parkın olduğunu biliyordum. 2 dakika yürüme mesafesinde olan, Brighton’daki zamanımın çoğunu geçireceğim Hove Park'taydım. Yürüyen ve koşan insanlar, özgürce oyun oynayan çocuklar ve köpekler, piknik yapan ve bisiklete binen genç yaşlı insanlar… İlerleyen haftalarda anladım ki İngiltere bir park cenneti :) Üstelik ufacık bir yeşilliğe hasret kalan bir şehirliye göre büyük bir orman...

Brighton'a gelmeden önce yolumu ilk günler nasıl bulurum, kaybolur muyum diye düşünürken, Sygic diye bir navigasyon uygulaması aklıma geldi. Daha önce Avrupa'da bu uygulamayı sıkça kullanmıştık. İnternetiniz olmadan da kullanılması bu uygulamayı efsane kılıyor! Burada kritik olan Türkiye'de veya sağlam bir wireless şebekesinde, önceden gideceğiniz ülkenin ve şehirlerin haritasını indirmeniz. Bu sayede daha önceden yüklü harita interneti kullanmadan size yol gösterebiliyor.. Ayrıca uygulama, süpermarket, metro durağı gibi sizin ihtiyaçlarınıza göre haritadaki çoğu lokasyonu gösteriyor. Gelmeden önce evin ve okulun adreslerini de sık kullanılanlara ekledim ve sorunsuz bir şekilde okulumu ve evi buldum. İlk günlerde navigasyon çok önemli, sonrasında şehri öğrendiğinizde ihtiyacınız kalmıyor tabi. İngiltere'de farklı şehirlere gittiğim için 8 hafta boyunca en çok kullandığım şey “Sygic” oldu diyebilirim.

Gittiğim okul British Study Center (BSC), haftada 25 saat İş ve Genel İngilizce'yi kapsayan bir programdı. Okulumdan ve okulun ayarladığı aileden oldukça memnun kaldım. Bununla ilgili sorularınız olursa iletişim kısmından benimle iletişime geçebilirsiniz, elimden geldiğince destek olmaya çalışırım. 

Brighton aslında "Brighton and Hove" olarak geçiyor. Eskiden iki ayrı kasaba olan bu şehir birleşip tek şehir olmuş. Ben Hove bölgesinde kalıyordum. Bu bölge yeşilliğin bol olduğu, daha yüksek gelirli ailelerin yaşadığı ve villa tipi evlerin olduğu kısım.

Farklı ülkede bir süreliğine yaşayacaksanız daha önce giden kişilerden mutlaka tavsiye alınmalı diye düşünüyorum. İngiltere'nin meşhur mevsimiyle ilgili söylenenleri maalesef dinlemedim. Gitmeden önce hava durumuna baktım, "Mayısın başında hava 12 dereceyse 2-3 hafta sonra 20'lere çıkar" gibi kendi kendime ön görüde bulunarak çok büyük bir hata yaptım, yanıma ince bir yağmurluk ve birkaç triko kazak dışında hep yazlık kıyafet aldım. Ne yazık ki hava 2 ay boyunca hep bu ortalamada seyretti. En yüksek 19 dereceyi görsem de ısındığım zamanlar sadece güneşi gördüğüm zamanlardı. İngiltere'ye hangi mevsim giderseniz gidin, yanınıza yağmurluk, kalın birkaç sweatshirt ya da kazak ve şemsiye mutlaka almalısınız, emin olun pişman olmayacaksınız:) Yoksa değeri çok yüksek olan pound ile alışveriş yapmak zorunda kalabilirsiniz. Neyse ki Primark diye çok çok ucuza kıyafet alışverişi yapacağınız bir mağaza var. İngiltere'nin her şehrinde olan bu mağazadan mutlaka alışveriş yapmalısınız. Gitmeden adreslerine bakın derim.

Brighton’da ulaşım nasıl sağlanır? 

Brighton'da ulaşım konusunda bazı bilgiler vermek isterim. Eğer uzun kalacaksanız aylık otobüs bileti almak İngiltere'de en avantajlı tercihtir. Brighton'da “One Stop Travel”dan bu biletleri temin edebileceğiniz gibi, trenle şehirler arası yolculuk için de bilet alabilirsiniz. Hatta önemli bir bilgi daha, eğer 3-4 kişi veya daha fazla kişi Londra'ya aynı anda gidip aynı anda dönecekseniz gidiş dönüş kişi başı 6-7 pounda tren bileti alabilirsiniz. Bu da yetmezmiş gibi, bu bilet ile Londra’daki tüm metro ve otobüslerde de ücretsiz yolculuk yapabilirsiniz. Evet Brighton - Londra arasını yaklaşık 30 TL’ye gidip, Londra’da da bedavaya yolculuk yapabilirsiniz. Çoğu müzenin de bedava olduğunu düşünürsek, Brighton, Londra’nın en iyi komşusudur diyebiliriz.


Şehir küçük olduğu için acil durumlarda ya da gece dönerken otobüs beklemek yerine taksi kullanabilirsiniz. Takside kritik olan, üzerinde mutlaka “Brighton&Hove” yazan taksilere binmeniz. Diğer taksiler yasal olmadığı için pek güvenilir değilmiş. 



İngiltere’de hangi telefon hattını kullanmalı?

İngiltere'de telefon hattı konusu yurt dışında bir süre kalacaklar için önemli bir konu bence. Merak edenler için, ben gittiğimde 4G full çekiyordu, hattı takınca anında 4G'yi görüyorsunuz, 2015 Mayıs ayında maalesef ki bizler için şaşırtıcı bir durum:) Birkaç gün sadece wifi ile idare edip araştırdıktan sonra ”Three” isimli operatörden sınırsız interneti olan bir hat aldım. Bu hatla, internet üzerinden Skype ve Whatsapp'la hem görüntülü ve sesli konuşma konuşma hem de yazışmalarla 8 hafta boyunca kesintisiz iletişim kurabildim. Bu hizmetin karşılığı aylık 15 pound'tu. “Three” Sim kartlarını şehrin her yerinde bulabilirsiniz, ben Churchill Square'deki (AVM) mağazadan aldım, alırken de çok yardımcı oldular. Üstelik iPhone için de hazır ve uyumluydu. 1 ay bitmeden uyarı mesajı geliyor ve kullanmaya devam etmek istiyorsanız tekrar yükleme yapıyorsunuz. İnternet üzerinden konuşma yapılabildiği için ayrıca konuşma paketine ihtiyaç duymadım. 

Brighton’da neler yapılır?

Brighton'da neler yapılır, neleri meşhur konusu, eminim en çok merak edilenler arasında :) Eğer bir dil okuluna ya da üniversiteye gelmiyorsanız bu şehir, İngiltere'ye gelmişken uğranıp günü birlik gezeceğiniz, gece eğlencesi çok olan, stresi az olan sakin bir şehirdir.















Brigton'a geldiğinizde elinize bir harita alıp tüm parkları gezin, özellikle Hove Park'ı. Parklara giderken yanınıza bir kitap, yiyecek ve içecek almak eminim çok hoşunuza gidecektir. Havası çok rüzgarlı olan bu şehrin güzel bir sahil şeridi var, burada eğer güneşli havayı yakalarsanız şezlong kiralayıp uzanın ve yanınıza yiyecek veya içecek alıp deniz havasının tadını çıkartın. BBQ ya da bizim değimimizle mangal inanılmaz meşhur :) Tesco marketlerde (en ucuz marketlerden biri) kullan at mangal alıp, yanına da güzel et, ekmek, cips ve içeceklerinizi alıp harika bir zaman geçirebilirsiniz. 













Brighton’da görülmesi gereken yerler?

Brighton'da mutlaka görmeniz gereken yerler; Royal Pavillion (Şehrin simgesi - özellikle Kralın yazlık olarak kullandığı bir saray, savaş zamanında ise hastane olarak kullanılıyor), Seven Sisters (2015 yapımı Sherlock Holmes filmindeki bir sahne burada geçiyor), akvaryum (Brighton beach'in orda), Devil's Dyke (yemyeşil bir alan, burada rüzgardan yararlanıp delta kanatlar ile uçan kişileri görebilirsiniz), Marina, Churchill Square (AVM, Brighton'un merkezi)'dir. North Street'te yürüyüp ara sokaklarda dolaşmalısınız. 

Brighton'da ne yenir, nerede yenir?

İngiltere'nin fasulyeli meşhur İngiliz kahvaltısını mutlaka denemelisiniz. “Sconess” adını verdikleri, 5 çayında yanında katı krema, tereyağı ve reçelle yedikleri enfes pişmiş hamurları yemeden asla dönmeyin. Sütlü çay kulağınıza hoş gelmeyebilir ama ben çok sevdim, bence denemelisiniz. ”Ben's Cookie”, İngiltere'nin her yerinde gördüğüm kurabiyeci. Fırından sıcacık çıkan bu kurabiyelerden favorim içi çikolata parçacıklı olandır. ”Pret a Manger” da İngiltere'de her sokakta görebileceğiniz harika sandwichleri ve salataları olan, isterseniz içerde isterseniz elinize alıp dışarda yiyebileceğiniz bir kafedir, yemeğin yanında içebileceğiniz enteresan içecek seçenekleri de mevcuttur. "Costa" en meşhur kahvecisidir, Starbucks'tan daha yaygın olan bu yer, içebileceğiniz en güzel latte'yi yapar. Kahvenizin yanında harika tatlıları da mutlaka yemelisiniz. Belçika çikolatalı muffin'in tadı hala damağımda...












Brigton'da tavsiye edeceğim restaurantlar ise; kahvaltı için ”Bill's”; buradaki tüm ürünler enfes olduğu gibi, mekanın konsepti ve çalışanlar da harika diyebilirim. Benim favorilerim eggs benedict, eggs royale, pancake ve muhteşem marmelatları. ”Itsu” Uzakdoğu mutfağı ağırlıklı bir restaurant, aslında tam restaurant da diyemeyiz. Ayrıca sağlıklı atıştırmalıklar da satarken, her yemeğin kalori bilgisinin yazdığı, sevimli ve hızlı yiyip kalkabileceğiniz tatlı bir mekan. 5 çayının vazgeçilmezi sconess'un en iyisi ”The Mock Turtle Tea Room”, tam bir İngiliz konseptiyle döşenmiş eski bir mekan. 1 porsiyon sconnes (tabiki yanında krema, tereyağı ve marmelat) ve İngiliz çayıyla kendinizi İngiliz filmlerinde hissederken, bu muhteşem ambiyansın tadını çıkartmalısınız. ”Julien Plumart”ta envayi çeşit makaronları seçmekte eminim zorluk yaşayacaksınız. Harika çay sunumu da sizi cezbedecek diğer bir nokta olacaktır. Türkiye’den tanıyacağınız, marinada bulunan “Nando's” isimli restaurantta Portekiz mutfağının lezzetlerini denemelisiniz. Restaurant dışında önerebileceğim bir yer de “Tiger”, aslında tüm Avrupa'da olan genelde 1-2 euro'ya eğlenceli ürün satan bir mağaza. Nam-i diğer 1 milyoncu. Her yurt dışına çıkışımda o şehirde “Tiger” var mı diye mutlaka bakarım ve varsa mutlaka uğrayıp alışveriş yaparım. Farklı tasarımlı geniş ürün yelpazesi olan bu mağazadan en çok eğlenceli peçeteler alırım. size de mutlaka tavsiye ederim. “Primark”tan ise yazımın başında bahsetmiştim, bu mağazada alışverişi atlamayın.
Boots” da bir diğer favori mağazam oldu. Bu mağaza kozmetikten, ilaca envayi çeşit ihtiyacınıza karşılık verecektir. “Boot's” için önereceğim bazı ürünler olacak. “Boot's” marka C vitamini (genelde 3 al 2 öde oluyor, tadı çok güzel olup değişik meyve aromalarını da bulabilirsiniz), saç bakım ürünleri (Argan yağları ve Türkiye'de eczanelerde satılan pahalı şampuanlar ciddi anlamda ucuz), diz ağrıları için Glicosamin, ayaklarında kemik çıkığı olanlar için ağrı kesici bantlar… Üstelik hepsi Türkiye’den ucuza...

Akşamüstü ve akşamları gidebileceğiniz birçok güzel pub var, hemen hepsi de birbirine benziyor. Bu pub'larda çok farklı biralar var, sipariş etmeden önce rica edip deneyebilirsiniz. Akşamları da gençlerin takıldığı birçok gece kulübü var ama ben pek sevmedim, sadece jazz müzik yapan ve herkesin dans ettiği ”Mesmerits”e mutlaka gitmelisiniz, çok kaliteli bir mekan.

Aile konaklamasında yemeği self-catering seçtiğim için genelde haftada 2 gün markete gittim ve marketlerin uzmanı oldum. Yurt dışında market gezmeyi de ayrıca seviyorum, farklı ürünlere bakmak ilgimi çekiyor. Hangi marketlerden alışveriş etmeliyim derseniz 2 farklı seçeneğe hitap eden 2 market önerebilirim. ”Tesco” bu marketlerin en ucuzudur ve özellikle öğrencilerin tercih ettiği bir market. Sandwich alırken içecek, meyve ya da krakerle, uygun fiyatla karnınızı doyurabilirsiniz. Ben kaldığım süre boyunca ”Waitrose”dan alışveriş yaptım. Bu market “Tesco”dan daha büyük, daha kaliteli ve çok fazla ürün çeşidi olan, “Tesco”ya göre biraz daha pahalı olan güzel bir market. 

8 hafta sonunda dönerken gerçekten bu güzel, sevimli, huzurlu, yeşil, rüzgarlı şehri özleyeceğimi biliyordum. Dönüşte Gatwick havaalanına trenle gitmeyi tercih ettim. Dönüş yoluyla ilgili birkaç bilgi paylaşmak istiyorum. Valiz ağırlıklarınıza ve adedine çok dikkat edin derim. Bende hem kilo fazlası vardı hem de adet olarak çok çanta vardı. Görevliyle sıkı bir pazarlığın ardından (mutlaka pazarlık yapın, indirim yapıyorlar) çok az bir bedel karşılığı valizlerimi teslim ettim. Seyahatiniz boyunca alışveriş yaptığınız her yerden (market harici) tax free isteyin ve fişlerinizi saklayın. Ödediğiniz vergileri “Tax Free” alanına gidip bir kısmını nakit, bir kısmını kartınıza yatacak şekilde geri alabiliyorsunuz. El bagajlarınız inanılmaz bir kontrolden geçiyor, varsa çantadaki ilaçlar soruluyor, 100ml'nin altındaki likit eşyaları çıkartıp poşete koyup çıkartıyorlar, sonra size veriyorlar.  100ml'nin üstündeki likit ürünler (krem, şampuan, tıraş köpüğü vb) maalesef çöp. Siz iyisi mi tüm likitlerinizi oje de dahil olmak üzere vereceğiniz bagaja atın. Unutmayın fazla kilolar THY’de kilo başına 4 pound.
Brighton Beach'te BBQ
Brighton Beach
Hove Park
Bill's
  1. Royal Pavillion
  2. Royal Pavillion
  3. Devil's Dyke
  4. Brighton Beach
  5. Brighton Beach
  6. Queens Park
  7. The Mock Turtle Tea Room, sconess
  8. Managing Director
  9. Hove
  10. English Tea
DİĞER BÜYÜK BRİTANYA ŞEHİRLERİ