Colloseum - Kolezyum
2016 senesi, Katolikler için oldukça önemli bir sene. Çünkü 25 yılda bir açılan Vatikan’daki Cennet kapsı 2016 yılında tekrar açıldı. Aslında son açılışından bu yana 25 yıl geçmese de sadece Papa'nın aldığı kararla minimum 10 senelik dilimlerde tekrar açılabiliyor. Şimdiye kadar da ortalama 15 seneden önce açıldığı hiç görülmemiş. Dünyanın dört bir yanından gelen Hristiyanlar için çok önemli bir aktivite. Çünkü katolikler hacı olmak için bu kapıdan geçiyor. 

Daha önce Roma'ya gitmiştik ama 2 gün gibi çok kısa bir zamanda tam anlamıyla gezememiştik. Bir kez daha kesin gitmeliyiz derken Vatikan’daki Cennet Kapısı’nın açıldığını öğrenince hemen uçak biletimizi aldık. Malum dünya gözüyle görmek lazım :)


Otelimizi
booking.com 'dan ayarladık. Labicana caddesinde yer alan Labicana 42’ye, meşhur Trevi istasyonundan bineceğiniz metroyla 2 durak gidip, sonrasında 5 dakika yürüyerek vardık. Otel, Coloseum'a 5 dakika yürüme mesafesinde.

Roma’daki otellerin çoğu otelden ziyade oda kiralama gibi. Ama korkmayın bu odalar özel banyosu olan sabahları da kuruvasan ve kahve veren tatlı oteller. (Tabi odayı tutarken bunlara dikkat etmeniz lazım.)


Labicana 42 de otelden çok daireydi. Anahtarımızla içeri girdiğimiz, sabahları mutfağında otel sahibi tarafından alınmış sınırsız reçel, kuruvasan, kızarmış ekmek, kahve, biskuvit ve meyvelerin olduğu güzel bir oteldi, tavsiye ederiz.

















​​
1.Gün:
Öğlen saatleri olduğu için artık karnımız acıkmış ve hemen İtalya’nın muhteşem yemeklerinden yemeliydik.  Lokal bir restaurant olan Trattoria Luzzi'ye gittik. Oldukça kalabalık olan bu restaurantta sadece İtalyanlar var. Oldukça yerel. İçerisi oldukça kalabalık ve sesliydi, yani tam bir İtalyan restaurantı. Ambiyans çok hoşumuza gitti. Ama yemekler ambiyanstan da güzeldi. En favori pastam (İtalyanca makarna demek) lazanya olduğu için lazanya yedim ve tabi ki ev şarabı (house wine) olan yerde başka bir içecek tercihi yapmadığım için 1 kadeh de ev yapımı şarap. Değmeyin keyfime…

Lazanya 5,5 euro, ev yapımı şarap 1,5 euro, 1 adet pizza ve bira ile toplamda 20,5 euro ödedik. İnanılmaz lezzetli olan lokal bu restauranta kesinlikle bir öğlen gitmelisiniz.

Yemek bittikten sonra yürüyerek Roman Forum'a gittik. Daha önce geldiğimizde girememiştik kazı çalışmalarından dolayı. Burada önce Palatino'ya da girdik. Kişi başı 12 Euro ödedik.


















Palatino, Roma'nın yedi tepesinden biri ve Roma'nın kurulduğu ilk tepe. Roman Forum, eski Roma'nın merkezi ve o dönemden kalan kalıntıları görebilirsiniz. Tapınaklar, valilerin, imparatorların evleri, pazar yerleri, 1803 yılında başlayan ve 100 yıl süren kazı çalışmaları sonrasında ilk günkü gibi ortaya çıkarılmış.

Yaklaşık 2 saat burada zaman geçirdikten sonra Trier nehri üzerindeki Trier adasına gittik. Ada derken, gerçek bir ada hayal etmeyin. Kara parçasında sadece köprüyle nehri geçiyorsunuz. Adanın hikayesi ise çok ilginç. mitolojiye göre, köylüler dev tiranı öldürdükten sonra ırmağa atıyorlar ancak dev, burda ada halini alıyor.

Buradan Trastevere bölgesine geçtik. Çok keyifli dükkanlar var ve inanılmaz lokal bir yer. Burayı o kadar sevdim ki, kafam sürekli etraftaki evlerde ve sokaklarda dakikalarca gezdik. Roma’ya gelenler buraya uğramadan dönmeyin!

Tiber adasından Trastevere'ye giderken Via della Gensola sokağı çok güzel. Çok keyifli bir sokak, akşam yemeğine gelinebilir. Piazza di S. Calisto üniversite öğrencilerin ve lokal halkın takıldığı çok tatlı bir yer. 

Akşam yemeği için Roma Sparita'ya gittik. Biz 18 civarı gittiğimizde henüz açılmamıştı. 19:30'da açılacağını öğrendik. Açılana kadar vakit geçirmek için Noname ya da 404 name not found olarak adı geçen cafe/pub’a oturduk. Birşeyler içmek için keyifli bir mekan, wifi ücretsiz:)



















Roma Sparita'da, buranın en meşhur spesyali olan cacio e pepe yedik. Bol peynirli bir makarna türü. Ben makarna ve peyniri birarada çok sevdiğim için tadına bayıldım. İki kişi şarapla beraber 34 euro ödedik.

Roma Sparita’ya gelmek isterseniz mutlaka rezervasyon yaptırın. Biz rezervasyonsuz gittik. Ancak iki kişi olduğumuz ve açılır açılmaz gittiğimiz için şanslıydık, yer ayarlayabildiler. Ama buradaki güzel lezzet için işinizi şansa bırakmayın ve rezervasyon yaptırın.

2.gün:
Buraya gelme amaçlarımızın en başında olan Vatikan’daki Cennet Kapısından geçme günüydü bugün. Katolik inancına göre Cennet Kapısı (Jubileum)'na sahip olan bir çok kilise var dünyada. Bunlardan bir tanesi de İstanbul Harbiye'de. Ancak en ünlü ve ihtişamlısı tabi ki Vatikan'da.

















Kapının mistik bir hikayesi yok aslında. 14. yy'da para toplama amacı ile inşa edilmiş ve günümüze kadar bu gelenek sürdürülmüş. Tabi bugünlerde bu işlem için herhangi bir para alınmıyor. Vatikan'ın girişi de ücretsiz. Vatikan'ın ana kapısının yanında bulunan bu kapı sadece dışarıdan bakıldığında kapı şeklinde. Arkası ise duvar ile örülü. Açılacağı zaman Papa'nın duvarı kırması ile ayin başlıyor ve 1 sene boyunca kapı açık kalıyor.

Eğer siz de ileriki yıllarda (yaklaşık 25 yıl sonra Vatikan Cennet Kapısı’ndan geçmek isterseniz, gerçi bu seferki Papa’nın isteği ile 15 yıl sonra açılmış) önceden kayıt olmanız gerekiyor.
Şöyle ki, Cennet Kapısı’ndan herkes geçebiliyor. Ancak Hacı olmak için sadece bu kapıdan geçmek yetmiyor. Yapılacak diğer ritüeller için öncesinde Vatikan’ın web sitesinden www.im.va kayıt olmanız gerekiyor. Sonrasında eğer konfirmasyon maili gelirse, onun çıktısı ile kayıt masasına gitmeniz gerek.

Peki bu ritüeller nedir? Web sitesine kayıt olarak gün ve saat seçiyorsunuz. Seçtiğiniz bu zaman diliminde toplanma yerine gidiyorsunuz. Toplanma yeri ise Castel Sant'Angelo'nun önü. Burada toplanan gruba üzerinde ilahilerin yazılı olduğu bir kağıt veriyorlar. Sonrasında etrafında güvenlik çemberi ile ayrılmış yolda, İtaylayanca’da Jubilee  (Jubilee of Mercy) olarak bilinen yolda, önde ellerinde hac tutan din adamlarıyla beraber Vatikan'a yürüyorsunuz. Biz ayine katılmadık. Katılmak gibi bir zorunluluk da bulunmuyor. Yürürken önemli olan noktalarda durup dua edip devam ediliyor.

Vatikan’ın giriş kapısına geldiğimizde, farklı bir yoldan giriş yaparak hiç sıra beklemeden St. Pietro Kilisesi’ne girdik.
Cennet Kapısı, ana kapının yanında yer alan ve Hristiyanların geçerken kapıya dokunduğu, öptüğü bir kapı. İçeri geçtikten sonra, inanılmaz bir kalabalık. Önceden Jubilee of Mercy’ye kayıt yaptrdığımız için, herkesin giremediği yerlere girip ayrı alanlardan yürüyünce kalabalığı hiç yaşamadık diyebilirim. Bizim için farklı bir deneyim olmuş oldu.















Kilise gerçekten çok ihtişamlı, özenle korunmuş, görmeye değer bir yer. Bu kiliseyi gezdikten sonra Avrupa’daki diğer kiliseleri beğenmeyebilirsiniz.

St. Pietro’yu gezdikten sonra Sistine Saphel’e geldi sıra. Aslında Sistine Saphel, Vatican Museum içine bir bölüm. Müze olmasının yanı sıra, kardinallerin yeni Papa'yı seçtikleri oda da burada. Burayı gezmeden önce biraz dinlenip yemek yemek şart. Hazır olmadan sakın girmeyin. Burası bir maden. Vatican Museum’a ikinci gelişimiz olmasına rağmen en az 2 saat gezeceğimizi biliyorduk :)

Öğle yemeği için çok yakındaki Panino Divino'ya geldik. Burası zevkinize göre ya da listeden seçeceğiniz envayi çeşitte sandwich’in olduğu ufak bir dükkan. Siparişinize göre taze olarak hazırlanan leziz sandwichler var hem de çok uygun fiyatlı ve doyurucu. 2 sandwich ve 2 kola için 13,5 euro ödedik.

Karınımızı da doyurduğumuza göre artık Vatican Museum bizi bekler :)

Tabi ki önceden bilet almıştık. Yoksa o sıra beklenilecek gibi değil. Bilet için https://biglietteriamusei.vatican.va/musei/tickets/ adresine tıklayabilirsiniz.

Eğer müzelere ilginiz varsa mutlaka girişte o müzeyle ilgili kitapçığı alıp gezmelisiniz ki biz öyle yaptık. Bu sayede gerçekten eserlerin anlamlarını ve hikayelerini öğrenmiş olacaksınız. 

Kitabımızla gezdiğimiz müze ikinci kez gelmemize rağmen bizi gene kendine hayran bıraktı. İçinde Michelengelo’nun çok önemli yapıtlarının olduğu Sistine Saphel bölümün dışında da eserler var.

Çok yorulmuştuk artık, çünkü saatlerce ayakta kalıp gezmenin yanı sora eserlere bakmak için şekilden şekle girmiştik. Akşam yemeği öncesi yarım saat de olsa odaya gidip dinlenmemiz gerekiyordu. Vatican’dan otele dönmek için yürümek pek mümkün olmadığı için, telefonumuza öncenden indirdiğimiz Uber’den taksi çağırdık ve yaklaşık 8-10 Euro ödeyerek otele vardık. Vatican->Kolezyum
Gezimiz boyunca 3-4 kez Uber’i kullandık, özellikle toplu taşımaya ulaşmak için çok yürümemiz gereken durumlarda Uber bizim kurtarıcımız oldu diyebilirim. Üstelik kazıklanma riskiniz de yok çünkü her şey puan sistemine bağlı. Sürücüyü şikayet edip paranızı geri bile alabiliyorsunuz.


































Akşam yemeği için önceden araştırıp bulduğumuz Fettucini Alfredo Scrofa'ya geldik. Buranın en önemli özelliği, ilk sahibi Fettucine Alfredo’yu bulan kişinin yeri olması. Burada yedikten sonra dedim ki “biz Fettucine Alfredo yemiyormuşuz”. Kabul ediyorum biraz pahalı ama burada fettucine yemeğe değer. Anladığım kadarıyla makarna taze olduğu için ekstra lezzetliydi. Sosu ise enfes. Garson tabağı getirdiğinde sosla makarnayı masanızın yanında karıştırıyor. Yani işin şov kısmı da var :) 1 porsiyon Fettucine Alfredo 20 euro. Başlangıç olarak portakal soslu karides seçtik. Portakal ve karides mi demeyiin sakın gerçekten çok lezzetliydi. İki kişi toplamda 70 euro ödedik, ama değdi. Duvarda ise bu restaurantta ağırlanan ünlülerin imzaları var. Türkiye'den de ünlü bir isim mevcut.



















Yemekten sonrası için underground bir bara gidecektik ancak saat daha erken olduğu için öncesinde gezerken gözümüze kestirdiğimiz Bortone'de oturduk. Burası adeta şarap cenneti. Dışarda ve içeride birkaç masası var. Lokal bira da satıyorlar. Bu sokakta çok tatlı ufak mekanlar var, yolunuz düşerse mutlaka keyif yapmak için oturmalısınız. Gittiğimiz Underground bara girebilmek için parolaya ihtiyacınız var, bilgilerini gizlilik sebebiyle paylaşamıyorum :) Underground diyince aklınıza farklı şeyler gelmesin. Sadece davetlilerin girebildiği muhteşem kokteyllerin olduğu sıradan bir bar.

3.Gün:
Bugün Roma’nın en meşhur yerlerini gezme günü. Gezdiğimiz yerleri sırasıyla vereceğim. Yürüme rotası olduğu için size kolaylık olsun. Nereden başlasam ve sonrasında nereye gitsem kısmı çok zaman aldığı için buyrunuz sırasıyla yürüyerek gittiğimiz yerler;




















St. Pietro in Vincoli, Michalengo’nun yaptığı Musa Heykelinin olduğu kilise. Heykel gittiğimizde renovasyonda olduğu için yakına gidemedik ama 3 sene önce de gittiğimiz için daha önce görmüştük. Gerçekten ihtişamlı. Kilisenin içinde aynı zamanda ilk papa olan St. Pietro'nun asıldığına inanılan zincirler de mevcut. Bu arada isim tanıdık geldi değil mi? Evet Vatikan'ın kurulduğu yer, St. Pietro'nun öldüğüne inanılan ve mezarının bulunduğu düşünülen yerin tam üstü. St. Pietro ise İsa'dan son öldürüldüğünde, ters bir şekilde çarmıha geriliyor.


Santa Maria Maggiore; Yaz günü kar yağdığüına inanılan ve Meryem Ana'nın görüldüğü bilinen tepeye kilise inşa edilmiş. Önünde uzun bir kuyruk olmasına rağmen hızlıca içeri girebildik.


Quatre Fontani; Türkçesi 4 çeşme olan yolun 4 köşesinde üzerinde heykellerin olduğu bir çeşme.


Fonta di Trevi; meşhur aşk çeşmesi. Geçen yıllarda renovasyonda diye duymuştuk, biz gittiğimizde açılmış. Renovasyondan geçtiği belli, 3 sene önce geldiğimize göre daha temizdi. Buranın ritüelini yapmadan olmaz ama bunun için kalabalığı aşıp geçmeniz gereliyor. Arkanızı çeşmeye dönüp  dileğinizi diledikten sonra omzunuzun üzerinden suya para atmanız gerekiyor. Biz de bunu yaptıktan ve birkaç fotoğraf çektikten sonra buradan ayrıldık çünkü çok kalabalıktı. Dikkat, bu meydandaki herkes Türk olabilir.


Pantheon, tepesinde büyük bir delik olan, Roma’nın önemli simgelerinden biri. İlk yapım amacı putlar için tapınak. Sonrasında kiliseye çevriliyor. Tepesindeki delik sayesinde yağmur, tapınağın içini temizleyebiliyor. Günümüzde ise Raphael, Victor Emmanuel II (İtalya'nın birliğini sağlamasından sonra başa geçen ilk imparator), Umberto I 'in mezarlarına ev sahipliği yapıyor.


Yorgunluk ve açlık belirtileri ortaya çıktığına göre artık yemek yememiz şarttı. Önceden bulduğumuz Navona meydanına yakın Cantina e Cucina'ya geldik. İçerisi güzel dekore edilmiş, kalabalık bir mekan.  2 kişi başlangıç, ana yemek ve içecekler beraber 42 Euro ödedik.


Sonrasında meşhur Navona Meydanı’na gittik. Burasının ayrı bir büyüsü var. Oturup saatlerce meydanı izleyebilir, heykellere bakabilirim. Meydan eski Roma'da Hipodrom olarak tasarlanmış olsa da sonrasında bir kilise ve belediye binasıyla güzel bir meydan haline dönüşmüş. Rönesans sonrası ise muhteşem İtalyan sanatçıları tarafından donatılmış. Meydandaki çeşmenin ise güzel bir hikayesi var;




















Rönesans dönemi ile birlikte Papa'lık makamı, Roma'ya bir çok sanatçı çağırarak para karşılığında şehri güzelleştirmek için eserler yapmıştır. Barok dönemine ait bu eserlerin ünlülerinden biri de Piazza Navona meydanındaki "Dört Irmak Çeşmesi"dir. Çeşmenin heykeltıraşı Bernini, çeşme üzerinde sırtını arkasındaki kiliseye dönmüş, gözlerini kapamış inançlı bir hristiyan heykeli yapar. (Bacağındaki çivili kemer koyu katolik olduğunu gösteriyor) Rivayete göre meydandaki St. Agnes kilisesinin inşaatını kavgalı olduğu Borromini'ye kaptırmıştır. Bu heykelle kilisenin ne kadar kötü göründüğünü ima eder. (Sağ alttaki resim) Bunu gören Borromini, kilise üzerine, çeşmeye burun kıvıran bir kadın heykeli inşa eder. (Üstteki resim) Son olarak Bernini ise altta kalmaz ve kilisesinin yakın zamanda yıkılacağını, yıkıldığında ise onun heykellerinin kiliseyi kurtaracağını gösteren başka bir heykel daha yapar. (Sol alttaki resim). Roma'nın bir başka şehir efsanesi daha... 





















Campo de Fiori;
​Camp de Fiori meydanında bulunan Giordano Bruno heykeli, 16. yy karanlık kilise dönemine ait. Filozof Bruno'nun evren bilimi üzerine yaptığı araştırmalar kendinden sonra gelen Kopernik'e bilimsel anlamda ilham verecek kadar doğrudur. Bu ünlü bilim adamının araştırmaları kiliseyi rahatsız eder ve engizisyon mahkemesi tarafından yakılarak öldürülür. Ancak meydandaki heykeli, yüzü Vatican'a dönük olarak inşa edilmiştir. Baktıkça yaptıklarını hatırlasınlar diye... 

Akşam  yemeği için  Roma’ya giden herkesin önerdiği Bafetto'ya gittik. 18:30 civarı gittiğimiz için hiç sıra yoktu ama burası sırasıyla meşhur bir yer. Çok fazla çeşit pizzası olan Bafetto’da mutlaka kendi damak tadınıza uygun bir hatta birden fazla pizza olacaktır. Bu kadar lezzetli ve meşhur olmasına rağmen fiyatları iyiydi. Buradaki pizzanın en önemli özelliği taş fırında pişiyor ve hamurunun incecik olması. 2 kişi pizza ve içecek için 26 Euro ödedik. 

4.Gün
Gezmek istediğimiz çoğu yeri bitirmiştik. O yüzden sabah çok erken çıkmayalım demiştik ki 6,6  şiddetinde depreme uyandık. Depreme alışık bir millet olduğumuz için panik yapmadık ama ülkenizden uzakta bir yerde bunu yaşamak çok farklı bir his. Hemen bavulumuzu toplayıp dışarı çıktık. Kahvaltımızı hem deprem nedeniyle hem de son gün keyfi yapmak için dışarda yiyelim dedik.  Otelden yürüyerek Piazza Venezia’ya gittik. Kahvaltı için bu meydandaki Cin Cin'e gittik. Oldukça doyurucu ama biraz pahalı kahvaltımız için 29 euro ödedik. Kredi kartının geçmediğini de ödeme sırasında öğrenmek bizim için sürpriz oldu. Son gün için nakit olarak yanımızda çok para ayırmamıştık bakalım ilerleyen zamanlarda parasız kalacak mıydı heyecanıyla yürümeye koyulduk.


Via del Corso caddesini gezdikten sonra meşhur İspanyol merdivenlerini ve civarındaki lüks mağazaların olduğu caddeleri gezdikten sonra son günün Roma’daki son öğününe yaraşır bir öğle yemeği için yollara koyulduk. Önce Ristorante 34'e gittik ama 12:30'da açılıyormuş. Giremediğimiz için biraz üzüldük ama hemen yanındaki Numbs Piazza di Spagna'ya gittik. Güzel İtalyan yemekleri ve şarabımızla son günün son öğününü tamamladık. Ama maceramız burada bitmiyor :) Hesap 28 Euro geldi, kredi kartımızı verdik, ancak deprem sebebiyle bağlantıda problem varmış. Birkaç kez denedikten sonra garsona yanımızda nakit olarak sadece 26 Euro olduğunu söyledik. Neyse ki sorun olmadı. Ancak bizim daha otele gitmek ve otelden Trevi İstasyonu’na gitmek için metro bileti almamız gerekiyordu. Metroya gitmeden meşhur tiramisu alabileceğimiz Pompi’ye gittik. Klasik tiramisu dışında meyveli ve farklı çeşitlerde alabileceğiniz tiramisular var. Biz o kadar toktuk ki sadece denemek için alacaktık. Bu sebeple 1 tane bize yeter dedik, aldık ve kasaya gittik. Bir de ne görelim kredi kartı 30 euro ve üzeri alışverişlerde geçiyor. Nakitimiz olmadığını söyledik ve tiramisiyu almıyoruz o zaman derken adam sanırım halimize acıdı ve kredi kartıyla 4 euro çekti :)


Metroya gittiğimizde otele giden hatta arıza olduğunu duyunca hemen Uber çağırdık. Bu andan itibaren zamanla yarışmaya başladık. Uber biraz geç gelince panik olduk bu sırada nakit olarak 50 cent bile yoktu yanımızda. Otelden eşyaları aldıktan sonra metroya gittik. Önce metro çalışır diye içimizden geçirirken, metro biletini kredi kartıyla alamayacağımızı öğrenince elimizdeki koca valizlerle metro istasyonunda çıktık ve kurtarıcımız Uber bizi gene zor durumdan kurtardı. Uber bizi bu seyahatimizde ve daha önce Paris’te de o kadar zor durumlardan kurtardı ki, ileride Uber için ayrı bir yazı yazabilirim :)
Uber kredi kartıyla ödendiği için Termini’ye hızlı ve rahatça vardık. Neyse ki Termini’den havaalanına gitmek için tren mevcut ve biletler makineden kredi kartı ile alınabiliyor. Termini'de güzel dükkanlar var. Zamanınız olursa gezmenizi tavsiye ederim.

Trattoria Luzzi
Fuat Köprülü - Eski Bakan
Roman Forum
Musa Heykeli - Michalengelo
Roma Sparita
Vatikan
Vatican / Sistine Şapel'inde Gezilmesi Gereken Eserler:

  • St. Pietro Mezarı
  • Adem'in Yaratılışı
  • Pieta
  • Musevi'lerin Hikayesi
  • Son Yemek
  • Atina Okulu
  • Milvian Savaşı
  • Aziz Peter'in Kurtuluşu
  • Borgo Yangını
  • Taç Giyme Töreni


Kısa bir Sezar Hikayesi;


Julius Ceasar... Tarihteki İlk askeri darbeyi yapan ve Cumhuriyet rejimine son veren Romalı general. Roma Devleti'nin imparatorluktan önce Cumhuriyet ile yönetildiğini biliyor muydunuz? Roma kanunlarına göre Generaller'in ordusuyla birlikte Rubicon nehrini geçmesi yasak. (Roma'ya çok yakın sınırların dışında bir nehir) Ancak Julius Ceasar önce Roma için çalışan generalleri ve askerleri öldürüyor sonrasında da ordusuyla Rubicon nehrini gecerek Roma'yi aliyor ve senatoyu fesh ediyor. Ünlü "Zarlar atıldı" deyimi de Ceasar'a ait. Uzun yillar tek adam yönetiminde kalan ülkeyi Julius Ceasar'in manevi oğlu Brütüs öldürüyor. Brütüs'ün büyük büyük babası ise Roma Cumhuriyeti'nin kurucularından ve onun da adı Brütüs. 
  1. Managing Director
  2. Managing Director
  3. Managing Director
  4. Managing Director
  5. Managing Director
  6. Managing Director
  7. Managing Director
  8. Managing Director
  9. Managing Director
  10. Managing Director
  11. Managing Director
  12. Managing Director
  13. Managing Director
  14. Managing Director
  15. Managing Director
  16. Managing Director
  17. Managing Director
  18. Managing Director
  19. Managing Director
  20. Managing Director
  21. Managing Director
  22. Managing Director
  23. Managing Director
  24. Managing Director
  25. Managing Director
  26. Managing Director
  27. Managing Director
  28. Managing Director
  29. Managing Director
  30. Managing Director
  31. Managing Director
  32. Managing Director